Ninni Perisi’nden Bir Küçük Montessori Hikayesi

Bugün ilk defa çocukluğumdaki bir anımı paylaşmak istiyorum. Aslında birçok kez istedim de ilk kez yazmaya fırsat buluyorum diyelim 🙂

Yaşlı sayılmasam da bizim zamanımızda bunlar yoktu diyebilecek bir yaştayım artık 🙂 Velhasıl bu olay başıma gelirken Montessori eğitimi ve Montessori felsefesi bilmeyecek kadar küçük 4-5 yaşlarında bir çocuktum. Annem de kendi çapında araştırmalar yapıp, kitap okuyup, biraz da anneannemin fikirlerinden beğendiklerini kendine yontarak beni yetiştirmeye çalışan modern bir anneydi. Ama renkli televizyondan ve gazete kuponlarıyla alınıp salonun baş köşesine kurulmuş 24 ciltli Meydan Larousse ansiklopedilerinden ibaret bir teknolojinin olduğu dünyamızda Montessori eğitiminden filan haberi yoktu tabi ki 🙂 80’lerde doğmuş ve Kadıköy civarına yolu düşmüş herkesin bildiği birşeyden bahsedeceğim aslında. Nostaljik Kadıköy – Bostancı dolmuşları… 90’lı yılların başında, bugün bildiğimiz ve bindiğimiz ufak minibüs kılıklı 8 kişilik sarı dolmuşlara geçilmeden önce 1955 model Chevrolet arabalar Kadıköy – Bostancı güzergahında dolmuş olarak kullanılıyordu. “Çarşıya çıkmak” denilince de biz Kadıköy’de oturanlar için Kadıköy çarşı ve Bağdat Caddesi’nden başka seçenek olmadığından ben de her akıllı uslu çocuk gibi annesinin elinden tutacağını vaad edip sonra tabi ki koşa zıplaya yola dökülerek annemle sarı dolmuşlara biniyordum. Sarı dolmuş benim en sevdiğim toplu taşıma aracıydı. Taksi otobüs minibüs hatta vapur bile sarı dolmuş sevgimin yanına yaklaşamıyordu. Nedeniyse çok basit. Kendi evimiz de dahil olmak üzere sarı dolmuş koltuğu dışında oturduğum tüm koltuklarda – tabi annemin kucağında değilsem – ya arkama yaslanıyordum ve bacaklarım yere değmiyor havada sallanıyordu ya da ayağımı yere basıyordum ama popomun ucuyla koltuğa oturabiliyor ve hiç rahat edemiyordum. Çünkü çocuktum ve hiçbir koltuk benim boyumda değildi. Ama sarı dolmuş koltukları öyle miydi… Hem arkama yaslanabildiğim hem de ayağımı yere basabildiğim tek koltuktu. O koltuklarda kendimi pek önemli hissederdim. Hiç inmek istemezdim.

Yıllar sonra okuduklarım ve öğrendiklerimle anladım ki adını bile bilmeden küçücük bir kız çocuğuyken bile gördüğünüz üzere Montessori ateşiyle yanıp tutuşuyormuşum. Adını felsefesini bilmese bile Montessori bir çocuk için hem fiziksel hem de sosyal ve psikolojik bir ihtiyaçmış. İşte bu felsefeden yola çıkarak Ninni Perisi’ni kurdum ve miniklere Montessori dağıtmaya, tüm bebek ve çocuk odalarında kendi boylarında yatakları kitaplıkları olsun onların hem sırtları sandalyelerinin arkalarına hem de ayakları yere değsin diye koşturmaya başladım 🙂

Sevgiler

Bizzat Ninni Perisi 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two × 5 =

WhatsApp chat